Her şeyin başladığı yer: Sol Meydanı
Hiçbir insan, hayatı boyunca gideceği yeri bilmez. An gelir ve nereye gitmek istiyorsa gider ama gittiği yerde ne ile karşılaşacağı hakkında bir fikri yoktur. Yaşanacakları da tahmin edemez. Sadece ister; gitmek ister, yaşamak ister.
Benim yani Sev ile bizim hikâyemiz de böyle başladı.
Bilmediğim ama spor ülkesinden mütevellit ve El Clasico nedeniyle sürekli gitmek istediğim Madrid'e alınan biletin hayatımı(zı) değiştireceğini bilmeden çıktım yola. Aslında bir Dünya Şampiyonası için, görevli bir gazeteci olarak gidiyordum ama mesleki tecrübeler dışında da deneyimlere açıktım her zaman. Bilgiye olan açlığım, yeni yerlere olan merakım belki beni bu noktaya getirdi, bilemiyorum.
Bildiğim tek şey, meşhur Sol Meydanı'nda başlayan o hikâyenin kahramanlarından biri olma isteğimdi.
Gelinen nokta itibarıyla, Sev beni terk etti ya da "Seni daha önce defalarca uyardım" açıklamasından aldığı güçle böyle bir karar almak zorunda kaldı. Bunu da bilmiyorum, bilmek de istemiyorum ama hayatımda aldığım en büyük kararların sebebi Sev'e olan duygularımı, hislerimi, 'benim penceremden' yaşadıklarım neticesinde bu satırlarda anlatmak istedim.
"İnsanın sevdiğine söyleyemedikleri, daima kalır yüreğinde" diyordu Susanna Tamarro "Yüreğinin Götürdüğü Yere Git" kitabında...
Ben de önce arkadaşım, sonra sevgilim, sonra da karım olan Sev'e olan sevdamdan ötürü, yüreğimin götürdüğü yerden yazıyorum bu satırları...
İstanbul'dan Madrid'e uzanan, yarım kalan bir sevdanın hikayesi...
| Öyle çok yanar ki canın, dünyadaki bütün suçları işlediğini sanırsın; oysa sadece sevmişsindir. (Fiddler On The Roof, 1971) |



Yorumlar
Yorum Gönder