Zaman ayır(a)mamak
Günün ilk saatlerinde güneş kendini yavaş yavaş göstermeye başlarken daldığım uykumda, Sev'in bana son dönemde birkaç kez söylediği "Bana ayıracak zamanın yok" cümlesini, gördüğüm rüyada tekrar duyunca bu konu hakkında bir şeyler yazmak istedim.
Şöyle ki;
Bu cümleyi Sev'den ilk duyduğumda, İstanbul'da saat 00:35 civarıyken Madrid iki saat gerideydi. Yoğun ve yorgun geçen bir gün sonunda, Sev ile telefonda konuşuyorduk. Odamda, üstümü bile çıkaramamış bir halde yatağımdaydım. Hatrı sayılır bir süre konuştuktan sonra Sev'in söylediğini tam hatırlayamasam da "Çok yorgunum, yarın konuşsak/yapsak" şeklinde bir yanıt vermiştim. Daha önceleri tabii ki defalarca Sev ile gece yarılarına kadar konuşmuş, hatta telefon açık iken uyuyakalmışlığım bile olmuştu. Bu durumun tek farkı ise, artık evli bir çift olmamızdı. Bunun dışında her şey, aynıydı. Haliyle ben de yorgundum.
İnsanın hayat arkadaşına çoğu zaman "yorgunum" demesi hoş karşılanmayabilir, ama iki taraflı da bazı şeylerin dile getirilmeden hissedilmesi çift olmanın gerekliliklerindendir, diye düşünüyorum. (Haksızsam yorum kısmına düşüncelerinizi bırakabilirsiniz)
'Yorgunum' kelimesi, hayat akışımda çok kullandığım bir ifade değil. Çok nadir, yoğun tempo ile geçen gün sonunda dile getiririm. Zaten mesleğim gereği çok fazla fiziksel, özellikle de zihinsel yorgunluk yaşıyorum ama genelde kendime hep şunu söylerim: Ölünce dinlenirim.
"Bana ayıracak zamanın yokmuş, bunu anladım" cümlesini Sev'den duyduğum günden beri kendimi sorguluyorum. Lakin bariz bir şekilde bu noktada eksik olduğumu -en azından ben- göremiyorum.
Neden mi?
Sev ile ilk tanıştığımız günden beri özlem, hasret, vuslat duyguları sürekli bizimleydi. Dolayısıyla bunu gidermek için de biraz özveri, fedakarlık ve çokça zaman ayırmak gerekiyordu. İşimin yoğunluğuna rağmen onunla geçireceğim bir dakikanın bile hesabını yapar, seyahatlerimi buna göre dizayn etmeye çalışırdım. Hayatım boyunca kendim içim istemediğim şeyleri de bu dönemde sırf Sev'i görebilmek için, başkalarından istedim, ricada bulundum. Turistik vizeleri de sonuna kadar zorladım. Birçok ülkeyi gezmeme rağmen hiç schengen vizesi almayan ben, neredeyse 3 ay içinde İspanya ve Fransa'dan vize aldım. Şanssızlığım, ülkeler arasındaki siyasi gerilimin bu noktada belirleyici olmasıydı ve ilki 15, ikincisi de 30 günü kapsayan vizeler aldım. Fransa için Paris'teki bir organizasyondan görev yazısı almak, elbetteki işimi kolaylaştırdı. Ama İspanya için durum aynı değildi. İkinci vizemde red yedim. Avrupa'nın karantinaya girmesinden hemen birkaç gün önce de Fransa'ya yaptığım vize başvurusu -sözlü olarak- sağlık gerekçeleri ile reddedildi. Fransa bu başvurumu belki de reddetmeseydi, bu satırları Sev'in yanındayken yazıyor olacaktım. İlginç bir deneyim olurdu elbet.
İlişkimizin, evliliğimizin geneline baktığımızda; Sev'in ne kadar tez canlı ve heyecanlı olduğunu bildiğim için, telefon ekranımda ikimizin fotoğrafını ne zaman görsem, açmaya gayret gösterdim. Bunun için bulunduğum çevrede "hanımköylü" sıfatını almış olsam da bundan gocunmadım. Çünkü arayan karımdı ve belki de bana ihtiyacı olabilirdi. Kırgın veya kızgın da olsam, hep bunu düşündüm. Bana ihtiyacı olduğu anda yanında değilsem ne zaman yanında olabilirim ki, değil mi.
Yukarıda saydıklarım, sizlerle paylaşabileceklerim ama daha nicesi var. Zamanımı ona ayırmadığımı iddia eden Sev, umarım bir gün, ailemden, sevdiklerimdem, ülkemden ayrılma cesaretini gösteren benim, ona ömrümü ayırdığımı anlar.
Anlamasa da canı sağ olsun.
O istediği için değil, içimden geldiği ve hak ettiğini düşündüğüm için tüm bunları yaptım. Yine olsa, yine yaparım elbet, diyebilecek noktadayım.


Yorumlar
Yorum Gönder