Konuşmak, konuşabilmek...
Konuşabilmek... Çağımızın belki de en büyük sorunlarından birisi hatta başlıcası olabilir. Teknolojinin günlük hayatın vazgeçilmezi olduğu bu dönemde insanoğlu bazı duyguların varlığını unuttu. Özlemek, hasretle beklemek gibi hisler artık insanlarda oluşmamaya başlarken, akıllı telefonlar ve sosyal ağlar ile mesafeler kısalırken, karşılıklı diyalogların arası açıldı. Şimdilerde bir araya gelen arkadaş grupları, neredeyse telefonu elinden düşürmüyor ve gerçek anlamda konuşmak sadece bir kelimden ibaret kalıyor.
Bir dönem her gün düzenli olarak bazı yazarları takip eder, sürekli okurdum. Ne yazık ki, hayatın ve özellikle iş hayatının aşırı hareketliliği nedeniyle bu yetimi kaybettim. Yeniden kazanmaya çalışıyorum ama gidilecek biraz yolum var.
Bu yolun başındayken, Mehmet M. Yılmaz'ın "Başlangıcı kaçırırsan, sonu asla yakalayamazsın" başlıklı yazısından bir pasajı buraya bırakıyorum.
******
Ve elbette tam da bu noktada Ingrid Bergman'ı hatırladım. Sinema tarihinin en güzel kadınlarından biri bence.
Onu çağdaşı diğer güzel oyunculardan ayıran şey muazzam zekasıydı.
Şöyle demişti bir keresinde:
"Öpüşmek, sözcükler kifayetsiz olduğunda konuşmayı kesmek üzere doğa tarafından tasarlanmış çok hoş bir oyundur."
Tabii insanın karşısında Inga gibi bir kadın dururken konuşmakla vakit kaybetmek istememesinde şaşılacak bir durum yok ama konuşmadan da onu tanıyamazsınız, o sizi tanıyamaz ve hayalini kurduğunuz o ilişki hiç başlayamaz.
İlişkiyi derinleştirecek şey en başında karşılıklı konuşmak, konuşmak, konuşmaktan geçiyor.
İşin sırrı budur.
İlişkiyi derinleştirecek şey en başında karşılıklı konuşmak, konuşmak, konuşmaktan geçiyor.
İşin sırrı budur.
******
Fotoğraf altı yazısı: Seninle şöyle bir oturup konuşamadık. Birbirimizi görmeden yaşlanıyoruz, farkında mısın? #SabahattinAli


Yorumlar
Yorum Gönder