NEYİN İSPATI?

Her ne kadar yanı başımda dursa da laptop'umu bu süreçte açmak, neredeyse hiç içimden gelmiyor. Yapılacak onca şey arasında ekran karşısında kaybolmak yerine müzik dinlemek ya da film izlemek, ruhumu daha çok rahatlatıyor. Zaruri durumlar dışında uzak duruyorum ama iki günün ardından bu satırları yazmak için tekrar buradayım. 


Sev ile ilişkimiz başladığı günden itibaren zamanla ortaya çıkan bir durumdu; doğru iletişim kurabilmek. Birbirimizi anladığımız noktalar elbette vardı ama 'tecrübe' ekseni etrafında gerçekleşen diyaloglarda bir anlamama, dinlememe, yahut anlatamama sorunu vardı. Bunun farkına vardığım ilk günden beri, biraz da mesleki alışkanlık ile, bunu gidermek adına neler yapabilirim diye düşündüm. Ama düşünmediğim tek bir şey vardı; iyi niyetle yaptığım her şeyin, bumerang gibi dönüp yüzüme çarpmasıydı. 

Bu hayatta hepimizin kusurları ve hataları var. Oldu, olmaya da devam edecek. Ancak mesele, kendini kusurlu olmak ya da hata yapmak değil, kendini kusursuz ve hatasız sanmakta. 

Bu cümleyi belki de defalarca kez kullanmışımdır zira tamamen 'iyi niyetle' ve özellikle de nerede duracağımı bilerek attığım tüm adımlar yahut yaptığım tüm açıklamalar, olumsuz bir bakış açısıyla yüzüme çarptı. Bu çarpmaların etkisiyle de iyi niyetimi anlatmaya çalıştım. Çabaladıkça da açıkçası başarılı olamadım zira karşınızdaki kişinin bakış açısı burada önem arz ediyor. 

Sev ile tanışıp evlendiğimiz günden beri, hayat felsefem olan 'dürüstlük'ten yana hiç taviz vermedim. İyi hissederken de, kötü hissederken de, kırgın, üzgün, mutlu, mutsuz hissederken de hep fikirlerimi paylaştım. Bazen doğru-yanlış ekseninde, bazen de bu eksenden çıkıp tamamen 'karakter meselesi' üzerinde, ne düşündüysem Sev'e söyledim. Sustuğum zamanlar, tartışma yaşadığımız esnada, Sev'in bana yüksek sesle bağırdığı zamanlardı. Çünkü yıllar boyu, böyle tartışmalar esnasında susamadığım için istemeyerek de olsa çok kalp kırdım. "Kalp kırmak, Kâbe'yi yıkmak gibidir" sözünden hareketle, zamanla susmayı öğrendim. Sustuğum zamanlar benim açımdan iyi zamanlardı çünkü sözlerimle kalp kırmıyordum. Ancak benim bu suskunluğum Sev'in hoşuna gitmezdi. Onu umursamadığımı düşündü hep ama hiçbir zaman onu sevdiğim ve kalbini kırmak istemediğim için sustuğumu düşünmedi. Böyle bir ortamda ben de 'kırıldım' demediğim için, kırılmadığımı düşündü. 

Varsın, olsun. Öyle düşünsün dedim. Ancak zamanla Sev'in kalbinin kırmamaya özen gösterdikçe, şöyle bir şey olduğunu fark ettim. Yaşadığımız birçok olayda ve tartışmada, tamamen iyi niyetle yapılan ve kötülük arz etmeyen durumlar için hep açıklama yapmak durumunda kaldım. Ben açıklama yaptıkça, Sev beni dinlemedi, daha çok düşündüğüyle ilgilendi. Dolayısıyla yalancı oldum, onursuz oldum, karaktersiz oldum, seviyesiz ya da medeniyetsiz oldum. 

Geride bıraktığım hayatım, bana çok şey öğretti ama öğrenemediğim tek bir şey vardı; bir büyüğümün şu sözünde gizli olan: 

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki; yalan söyleyen, söylediği yalanla kalıyor. Doğru söyleyen, söylediklerinin doğruluğunu ispatlamaya çalışıyor.

Yorumlar

Popüler Yayınlar